TÜRKİYE'DE YAŞAM KALİTESİ VE İNTERNET
Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu (6 Kasım 2000)

Giriş
Eğitimim ve sonraki meslek yaşamımda, yaklaşık altı yıldır internetle uğraşan bir kişi olarak, herhangi bir ilgi grubuna yönelik interaktif bir site yapmaya yetecek kadar internet tekniği öğrenmenin çok zor olmadığını düşünüyorum. Bu konuda en iyi yatırım bence, seçtiğiniz işletim sistemine göre, NT veya Linux, Amerika'da yazılmış teknik kitapları getirtip okumaktır. Biz, sanal mağaza dahil şimdiye kadar oluşturduğumuz siteleri tamamen okuduğumuz kitaplardan edindiğimiz teknik bilgilerle kurduk, dışarıdan hiçbir hazır yazılım almadık. Internet tekniğinden biraz daha zor, eğitim ve birikim gerektiren bir konu, bilgiyi iyi organize etmek ve kaliteli içerik oluşturmaktır (editörlük yetenekleri). En zoru ise, toplumun hayat kalitesini yükseltecek bir ulusal internet stratejisi belirleyip uygulamaktır.

Teknoloji, temelde hayat kalitesini yükseltmek için kullanılır. Ancak aşağıda da değindiğim gibi, bir teknoloji, bir toplumun hayat kalitesini yükseltirken başka bir toplumun hayat kalitesini düşürebilir. "İnterneti geliştirmek" diye bir hedef anlamlı değildir, "interneti toplumumuzun hayat kalitesini yükseltecek yönde geliştirmek" diye bir hedef anlamlıdır.

Yazımın ilk bölümlerinde hayat kalitesi kavramına ve kriterlerine açıklık getirmeye çalıştım. Sonraki bölümde, hayat kalitesinin yükselmesi için kaynakların en verimli şekilde kullanılması gerektiğini vurgulayarak nasıl bir strateji uygulanması ve hangi projelere öncelik verilmesi gerektiği konusundaki görüşlerimi sıraladım. Yazımın sonuna doğru ümidin iyi eğitim almış, akıl fikir sahibi genç ruhlu girişimcilerde olduğunu belirterek bu kişilerin önünü açmak için neler yapılabileceğini yazdım. Yazımın en sonunda ise kaliteli insanlara çok para yerine çok hayat kalitesi sunan "çekirdek kampüs" fikrini ortaya atıyorum.

Ana Başlıklar:
A. Hayat kalitesi nasıl ölçülür
B. Toplumsal evrim, teknoloji, hayat kalitesi
C. Strateji belirleme
D. Stratejileri kimler, nasıl uygulayabilir
E. Çekirdek kampüs
F. Kaynaklar

A. Hayat kalitesi nasıl ölçülür
Herkesin yaşam kalitesi kavramına verdiği anlam farklı olabilir, ancak bu kavram, toplumsal düzeyde ele alınıp birçok uygarlık ve binlerce insan üzerinde araştırma yapıldığında görüşlerin bazı ortak noktalarda birleşildiği gözlenmiştir. Böylece bireysellikten çıkıp sosyolojik bir kavrama dönüşen hayat kalitesini belirleyen faktörler hakkında birçok sosyolog ve ekonomist teoriler geliştirmişlerdir.

A.1 Maslow'un ihtiyaç hiyerarşisi teorisi
Abraham Maslow, insanların neden farklı zamanlarda farklı gereksinimlerini ön plana çıkardıklarını araştırmış ve bir ihtiyaç hiyerarşisi teorisi geliştirmiştir. Bu teoriye göre, insanın gereksinimleri 1'den 5'e doğru önem sırasıyla:

Maslow'un "ihtiyaç hiyerarşisi" teorisine göre insan, önce en önemli gereksinimini tatmin etmeye çalışır. Bir düzeydeki gereksinim karşılandığı zaman sıra bir sonrakine gelir. Açlık çeken bir insanın (gereksinim 1) çevre sağlığıyla (g. 2) ya da klasik müzikteki son gelişmelerle (g. 5) ilgilenmesini bekleyemeyiz. Bu aynı zamanda şu anlama da geliyor: Temel gereksinimlerini (g. 1 ve 2) karşılayamayıp umutsuzluğa kapılmış topluluklar, etik kaygıları (g. 3 ve 4) ikinci plana atıldığı için temel gereksinimleri karşılanacağı vadedilerek kolaylıkla kandırılabilir ve etik dışı işlere yönlendirilebilirler.

Maslow'un teorisi, bize toplumumuzun hayat kalitesini arttırmak için hangi noktalara öncelik vermemiz gerektiği hakkında fikir veriyor. Hedef kuşkusuz toplumun çoğunluğunu 5. gereksinim düzeyine çıkarabilmek ve bu düzeyde de mutlu edebilmektir. Bu teori, bizi aynı zamanda bir konuda uyarıyor. İnsan istekleri tükenmeyen bir varlıktır; bir gereksinim düzeyi karşılamak için yapılan çalışmaların sonraki düzeylerle çelişmemesi gerekir. Örneğin temel gereksinimler (g. 1-2) için gerekli altyapıları kurarken çevrenin (g. 2-5) sorumsuzca tahrip edilmesinin bedelini toplumun gelecek nesilleri eksilen hayat kaliteleriyle ağır bir şekilde öderler.

A.2 Hayat kalitesi standartları ve şehirler
William M. Mercer şirketi danışmanlarının, dünyanın 218 şehrinde yaptıkları bir hayat kalitesi araştırmasının sonuçlarının bir bölümünü (ilk 10 şehir) aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Bu araştırmaya göre 100 puan verilen New York referans noktası olarak kabul edilmiş.

SıralamaŞehirPuan
1Vencouver106.0
2Zürih106.0
3Viyana106.0
4Bern106
5Sidney105.5
6Genevre105.5
7Auckland105.5
8Vencouver105.5
9Kopenah105.5
10Helsinki104.5
.........
92Seul81.5
93İstanbul81.5
94Port Elizabeth81.0
.........

Anket, aşağıda listelenmiş kategorilerden yaşam kalitesini belirleyen 39 kriteri içeriyor:

Araştırmayı yürütenlerden Jasbir Singh'e göre üst sıralardaki şehirlerdeki küçük farkları belirleyen faktörler daha çok suç işleme oranı, ulaşım ve eğitim servisleri. Alt sıralardaki şehirlerde açılan farkları belirleyen faktörler ise kişisel güvenlik, hijyen ve temel ihtiyaçlar. Avrupa'da dikkati çeken ise, Batı ile Doğu Avrupa şehirleri arasındaki farkların hızla kapanması. Genele bakıldığında, şehirlerdeki nüfus yoğunluğu arttıkça yaşam kalitesi düşüyor.

Bugün aşırı nüfusu, kirli denizi, bitmeyen trafik sorunları ve adaletsiz gelir dağılımıyla bildiğimiz İstanbul, 218 şehir arasında Panama ve Seoul'den sonra, bir Güney Afrika şehri olan Port Elizabeth'den ise hemen önce 93. sırada yer alıyor. Çok değil, bundan 50-60 yıl önce, doğal ve kültürel zenginlikleriyle İstanbul, dünyanın en güzel şehirleri arasında sayılıyordu.

A.3 Para ile neleri satın alabiliriz, neleri alamayız
Para, aslında hayat kalitesi satın almak için bir araçtır. Fakat eski Türk filmlerinde sıkça tekrarlanan "parayla saadet olmaz Nalan" sözünde gerçekte haklı bir taraf vardır; çünkü para ile hayat kalitesini belirleyen her şeyi satın alamayız. Örneğin ne kadar para verseniz, İstanbul'da temiz bir denize giremezsiniz, hafta arası sabahları saat 7'den sonra Asya'dan Avrupa'ya 15 dakikada geçemezsiniz, eski Çamlıca'yı geri getiremezsiniz.

Toplumsal değil de, kişisel açıdan bakıldığında hayat kalitesi tamamen subjektif ve hızlı değişken bir kavramdır. Kimi hayat kalitesini yeşil mekanda, temiz çevrede, açık havada bulurken, kimisi cep telefonunun veya arabasının markasında bulabilir. Dışarıdan göstermeseler de için için Maslow'un "ihtiyaç hiyerarşisi" teorisinin bilincinde olan kurnaz reklamcılar, 1 ve 2 numaralı gereksinimlerini karşılayabilen (karnı tok, sırtı pek) vatandaşların 3 ve 4 numaralı (toplumda kabul edilme, sosyal statü) gereksinimlerine çalışarak, reklamlarında yeni marka veya modellerinin potansiyel alıcının hayat kalitesini arttıracağı fikrini aşılarlar. Böylece daha fazla hayat kalitesi satın alacağına ikna olan müşteriler daha fazla para vermeye razı olur ve rasyonel düşünülürse gerekmediği halde yeni bir marka veya model satın alabilirler.

A.4 Gizli maliyetler
Toplumun tamamının hayat kalitesini arttırmak için hiç kuşkusuz kaynakların en verimli bir şekilde kullanılması gerekir. Ekonomi teorisyenleri, paraya dayalı serbest piyasa ekonomisinin kaynakların en verimli kullanıldığı sistem olduğunu ileri sürerler, ancak aşağıdaki ön şartların geçerli olması şartıyla:

Yukarıdaki 3. maddeyle de yakından ilişkili olarak, para ekonomisinin en ateşli savunucularından olan Adam Smith şu teoriyi öne sürmüştür:

Bir para ekonomisinde kaynakların en verimli şekilde kullanımı ancak, alıcılar ve satıcılar pazarda eşit bilgi ve güçle karşı karşıya geldikleri ve bu alışverişlerden dışarıda kalan 3. masum kişilerin zarar görmediği zaman mümkün olur.

Adam Smith'in bu görüşü "gizli maliyetler" kavramını ortaya çıkarıyor. Çünkü birilerinin haksız kazancı, başka birilerinin haksız kaybı anlamına geliyor. Burada kazan ve kayıp terimlerini hayat kalitesi açısından düşünmemiz gerekiyor.

Belediyeyle ilişkilerini sıkı tutan becerikli (!) bir müteahidin, çocuklara oyun alanı olarak ayrılan yeşil sahayı satın alıp, bir doğa kent projesi için inşaat izni aldığını varsayalım. Müteahit maliyetlerini arsa ve inşaat ödemeleriyle, kazancını da konut satışlarından elde edeceği gelirle hesaplar. Peki yeşil saha ve oyunun çocukların temel gereksinimlerinden olduğunu düşünerek, bu doğa kent projesinin çocuklara çıkan maliyetini nasıl hesaplamalıyız? Eğer çocukların gidebilecekleri başka bir park varsa, ulaşım masraflarını ve zamanını düşünmek gerekir. Yoksa fazla düşünmeye gerek yok, doğrudan çocukların hayat kalitesinden ödenen ve geri dönüşü olmayan bir maliyet ortaya çıkıyor.

Ideal bir ekonomide, becerikli müteahidin yol açtığı gizli maliyetin vergi olarak alınması ve hayat kalitesi olarak çocuklara geri dönmesi gerekirdi. Ancak bırakın Türkiye gibi yukarıda belirtilen ideal pazar şartlarından uzak kalan bir ülkeyi, Amerika veya Almanya gibi gelişmiş ekonomilerde dahi doğrudan bir hayat kalitesi - para ilişkisi kurulamamıştır. Bu ülkelerde de aynı parayı kazanan aynı hayat kalitesine ulaşamaz, bazı şeyler de parayla satın alınamaz. Bu nedenle para ve hayat kalitesini, armut ve elma gibi biribirinden ayrı birimler olarak ele almakta yarar vardır.

B. Toplumsal evrim, teknoloji, hayat kalitesi
Biyolojide sıkça kullanılan bir terim olan evrim, herşeyin zamanla değişmesini ve tekrar yerli yerine oturmasını ifade eden sihirli bir kelimedir. Canlılar gibi toplumlar da evrim geçirirler.

Bugün ortalama hayat kalitesi yüksek olan toplumlar, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda evrimleşerek gelişmişlerdir. Ekonomik ve sosyal yaşamı düzenleyen her kural, rasyonel neden sonuç ilişkilerinden doğmuş ve bu kurallara uyulduğunu denetleyen mekanizmalarla birlikte ortaya çıkmıştır. Zamanın gereklerine güre, yine rasyonel nedenlerle kurallar ve kuralları denetleyen mekanizmalar da değişime uğramıştır. Kendi uygarlığını kendi kuran toplum, bu uygarlığın yarattığı teknolojileri de bütün toplumun çıkarları açısından ne yönde kullanması gerektiğinin bilincindedir.

Evrimleşerek gelişmiş, ortalama hayat kalitesi yüksek olan topluluklara bugün Almanya ve Iskandinav ülkelerini, ya da yüz yıl öncesinin, henüz beyaz adamla karşılaşmamış Pigme (Bushmen) topluluklarını örnek verebiliriz. Bugün, arasıra turistlere soytarılık yapmak dışında kültürü bozulmamış bazı kabilelerinin sadece Kalahari çölünde rastlandığı Bushmenler, eskiden yaşadıkları, evrimleşerek uyum sağladıkları tropik yağmur ormanlarında her türlü temel gereksinimlerini karşılayabiliyor ve içinde saldırganlık bulunmayan barışçı kültürlerini yaşatabiliyorlardı. Giyim ve avcılık teknolojileri basitti: Birkaç yaprak parçasıyla örtünüyorlardı; zaten nem oranının çok yüksek olduğu ormanlarda daha fazla örtünmek sağlıksızdı. Ucu zehire batırılmış oklarla avlanıyorlardı. Gıda ve sağlık teknolojileri ise oldukça gelişmişti: Binlerce tür bitkiyi tanıyor, yapraklarından ve köklerinden karışımlar yaparak, çeşitli amaçlar için besin veya ilaç olarak yararlanabiliyorlardı.

Evrimleşerek kendi uygarlığını kendi yaratmayan, tepeden inme devralan veya almak zorunda kalan topluluklar ise hep sancılı, ortalama hayat kalitesinin düşük olduğu topluluklardır. Buna, şehir yaşamına ve para fikrine uyum sağlayamayan, bazı Afrika şehirlerinin en sağlıksız mahallelerinde yaşayan, horlanıp aşağılanan bugünün Pigmelerini örnek gösterebiliriz. Zavallı Pigmeler gibi, kendi uygarlıkları bozulmuş, başkalarının uygarlığını devralmak zorunda kalmış toplulukların durumlarını, komiklik olsun diye ceket pantolon ve güneş gözlüğü giydirilen, sevimli çocuk programları için yapılan televizyon çekimleri dışında zamanını kafeste geçirmek zorunda olan bir şempanzeye benzetiyorum. Tekstil teknolojisinin bütün nimetlerinden yararlanıyor ancak geri kalan herşey kendi kontrolünün dışında ve hayat kalitesi ormandaki vahşi türdaşlarıyla kıyaslandığında son derece düşük.

Türkiye, Pakistan, Hindistan gibi, uygarlıklarını ve teknolojilerini, evrimleşmeye fırsat bulamadan batıdan tepeden inme devralmış, gelişmekte olan ülkelerin durumları ise farklı boyutlarda da olsa Bushmenlere benziyor.

Bir toplumsal gelişim stratejisi belirleyip uygulayamadığı için nüfusu bir milyarı geçen, bilgisayar ve internet alanında çok üstün beyinler yetiştirip ihraç eden Hindistan'da ortalama gelir düzeyi ve yaşam kalitesi son derece düşüktür. Yeni internet ekonomisinde dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelen Bombay'da en üstün internet teknolojileriyle artık bir sanat haline gelmiş sokak sefaletini bir arada bulmak mümkündür. Çok önemli turizm gelirleri sağlayabileceği doğal zenginliklerinden ise, aşırı nüfus ve sanayi atıkları sonucu yakında bir eser kalmayacak. Kontrolsüz teknoloji kullanımı nedeniyle bugün Hindistan, çevre kirlenmesinin en ciddi boyutlara ulaştığı ülkelerden biri durumundadır.

Bugünün ve geleceğin nesilleri için gizli maliyetleri son derece büyük, bilinçsiz teknoloji kullanımının yanında gelir dağılımındaki adaletsizlik, gelişmekte olan ülkelerin bir başka hastalığıdır.

C. Strateji belirleme
İnternet, bilgiye ulaşmayı hızlandıran, birçok konuda işlem çabukluğu getiren ve bilginin depolanmasını kolaylaştıran bir teknolojidir. Ülkemizdeki şeffafsızlık, yasa ve düzenlemelerdeki belirsizlikler, resmi işlemlerin yavaşlığı ve eğitim yetersizliği gibi temel sorunları düşünecek olursak internet, somut bir strateji doğrultusunda kullanıldığında toplumun hayat kalitesini yükseltmek için çok önemli bir fırsattır.

Gelişmiş batı toplumlarında yapılanları taklit ederek Türkiye bir yere varamaz, ancak görgüsüz bir kalkınma örneği sergilemiş olur. Türkiye, hayat kalitesi kriterlerini belirledikten sonra kendi gerçeklerini analiz edip, bu gerçekler doğrultusunda kalkınma stratejileri üretmelidir. Gelişmiş batı toplumlarında halkın çoğunluğu Maslow ihtiyaç hiyerarşisinde 5. düzeyde yer alırken, Türkiye'de halkın çoğunluğu henüz 3. düzeye bile varamamıştır. Dolayısıyla ülkemizin öncelikleri çok farklıdır. %95'lik bir kesimin temel sorunları dururken, %5'i daha memnun etmek için karmaşık üretim ve pazarlama teknikleri kullanan bir toplum, orta okul matematiğini öğrenmeden üniversite matematiği çözmeye heveslenen bir öğrenciye benzetilebilir.

İnternet alanındakiler dahil, Türkiye'deki ticari projelerinin çok önemli bir bölümü toplam milli gelirin %30'luk bir bölümünü paylaşan en zengin %5'lik kesim için üretiliyor. Ticari mantıkla bakıldığında bu olağan gözüküyor çünkü yatırımları karşılayabilecek alım gücü bu kesimdedir. Üstelik oturmamış bir piyasanın fırsatlarını iyi kullanıp zenginleşmiş, yatırım yapabilecek güce sahip birçok firma ve holding, varolma nedeni olan bu kesime hitap etmeye alışmıştır. Üretilen yeni ürün ve servislerle belki %5'lik şanslı kesimin hayat kalitesi gitgide yükseliyor fakat geri kalan %95'lik kesime farkedilmeyen gizli maliyetleri üstlenmek kalıyor. %5'lik kesimdeki müşterileri nasıl daha memnun edebiliriz diye araştırmalar yapan firmalar, %95'lik kesime çıkabilecek gizli maliyetleri bilerek veya bilmeyerek ihmal ediyorlar. Çünkü birincisi bu konuda bir uzmanlıkları yoktur, ikincisi de %95'lik kesim yeterince organize olamadığı ve sesini duyuramadığı için bu konuda onları zorlayan ticari bir güç yoktur. Dolayısıyla %5'lik bir kesim için üretilen projelerin bütün toplumun hayat kalitesi açısından getirisi tamamen belirsizdir. Dar kesimler için üretilen, gizli maliyetleri bilinmeyen projeler ulusal kalkınma stratejisinin bir parçası olamaz. Bu da gösteriyor ki internet kullanım oranını yükseltip geniş bir kesime ulaşmasını sağlamak, en azından internet için üretilen projelerin genel hayat kalitesi hedefine daha fazla hizmet etmesini sağlayacaktır. Internetin yaygınlaştırılması dışındaki diğer öncelikli hedefler:

C.1 Yaygın eğitim
Tarih, coğrafya, matematik gibi klasik derslerin dışında, hangi alanda olursa olsun kaliteli içerik ve belirli ilgi gruplarına yönelik tartışma ortamları yaygın eğitim açısından çok önemlidir. Kaliteli içeriğin tamamen hit toplamaya yönelik magazin içeriğe karşı desteklenmesi gerekiyor.

C.2 Ekonomi ve yönetimde şeffaflaşma
Adam Smith'in belirttiği gibi, kaynakların verimli kullanımı için alıcı ve satıcının pazarda eşit güç ve bilgiyle karşılaşması gerekiyor. Eşit güç belki ütopik bir hedef, ancak interneti iyi kullanıp ekonomik verilere kolayca ulaşılmasını sağlayarak eşit bilgi hedefine yaklaşılabilir.

Deprem için alınan bağışlar ve yapılan harcamalar internet aracılığıyla şeffaflaştırılabilirdi. Böylece halkın güven duyması ve daha fazla yardım yapması sağlanırdı.

Rasyonel performans kriterlerinin belirlenip denetlenmesinde internet bir araç olarak kullanılabilir. Böylece "işini bilenin" değil, "işini yapanın" yükselmesi sağlanabilir.

C.3 Yasa ve düzenlemelerin netleştirilmesi, böylece dürüst olmanın dezavantajlarının ortadan kaldırılması
Varsayalım ki bir arsanız var ve ev yaptırmak istiyorsunuz. Belediyeden hangi aşamalarda hangi kurallara uymanız ve hangi denetimleri yaptırmanız konusunda yazılı bir belge istediniz. Çoğu belediye size böyle bir belge veremez ya da vermez ("kardeşim öyle kağıtla mağıtla olmaz, gelecen burada soracan derler", daha da ısrar edererseniz "bak kardeşim, sen Türkçe anlamıyor musun" derler), böylece sürpriz baskınlar yaparak işinizi zorlaştırma şansını elde eder. Kuralları kendim araştırıp bulacağım derseniz arapça-farsça karışık çelişkili kağıt yığınlarının arasında işin içinden çıkamazsınız. Siz, dürüst bir vatandaş olarak hakkınız olan iki katlı evinizi yapmakta çok zorlanırken, becerikli bir müteahit, işini ayarlayıp sizinkiyle aynı statüdeki bir arsaya beş katlı bir bina çıkabilir.

Internet mantığının özünde anlaşılır bilgiye kolay ulaşılması yatar. İnşaat kuralları anlaşılır bir şekilde düzenlenip internetten yayınlanarak ve denetimler internet aracılığıyla şeffaflaştırılarak 1) dürüst vatandaşın hakkı olanları yapabilmesi sağlanır 2) usülsüz arazi talanının önüne geçilebilir.

C.4 Demokratikleşme ve vatandaşlık bilinci
Her kesimden vatandaşın sesini duyurabileceği, çeşitli ilgi alanlarında demokratik tartışma ortamları internette gerçekleştirilebilir.

C.5 Sağlık ve nüfus planlaması
Sağlık ve nüfus planlaması konusunda halkı bilgilendirme, sağlık kurumları arasında bilgi alışverişi ve koordinasyon internet aracılığıyla yapılabilir.

C.6 Alım gücünde adaletin sağlanması
Gelir dağılımında adaleti sağlayacak vergi düzenlemeleri internet aracılığıyla şeffaflaştırılıp denetlenebilir. Merkezi bir nüfus kayıt sisteminin gerçekleştirildiğini ve herkesin bir nüfus kayıt numarası olduğunu varsayalım. Coğrafik ve demografik verilere göre alım gücünde adaleti sağlayacak vergi ve fiyat düzenlemeleri yapılabilir.

Internet sayesinde doğuda yaşayanların da bulamadıkları kitaplara ulaşabilmeleri önemli bir aşamadır. Peki ya doğuda yaşayıp da alım gücü düşük olanlar? Düşük alım gücü nedeniyle doğu bölgelerine satışlarının çok az olduğunu fark eden bir internet kitapçısı, bu bölgelere olan satışlarını arttırmak için bir "doğu indirimi" uygulayabilir.

C.7 Resmi işlemlerin hızlandırılması, özellikle KOBİ'lerin aleyhine çalışan sabit masrafların ve zaman kayıplarının en aza indirilmesi
Büyük firmalar için resmi evrakları elden takip ettirecek bir elemanı finanse etmek sorun değildir ancak durum her eleman zamanının çok değerli olduğu KOBİ'ler için farklıdır.

C.8 Çevre temizliği, yeşil alanlar ve doğal zenginlikler gibi parayla satın alınamayan ancak hayat kalitesini doğrudan etkileyen değerlerin korunması
15 yıl öncesine kadar Türkiye, Akdeniz'in tartışmasız en güzel kıyılarına sahipti. Bu kıyılar korunarak gelecekte ülkemiz için önemli bir gelir kaynağı oluşturacak düzeyli bir ekolojik turizm gerçekleştirilebilirdi. Fakat Türkiye, ucuz turistlerin geldiği oteller, tatil köyleri ve yazlık konutlarla en güzel kıyıları boydan boya betonlaştırarak bu fırsatı kaçırdı. Bunlar oldu çünkü halkın çoğunluğu akılsızca yapılan yatırımların kendileri ve gelecek nesiller üzerindeki gizli maliyetlerinin farkında değildir. Internette iyi organize edilmiş bilgilerle geniş bir kesime ulaşarak halkın gizli maliyetlerin farkında olması sağlanabilir.

C.9 Dış dünyaya karşı Türkiye'nin avantajlı olduğu sektörlerin belirlenmesi ve desteklenmesi
Japonya denince aklımıza elektronik, fotoğrafçılık ve araba gelir. Kenya denince safari turizmi, İsviçre denince saat ve çikolata, Lüksemburg denince bankacılık, İskandinav ülkeleri denince telekomünikasyon. Bazı ürün veya servislerde ülke başlıbaşına bir markadır; örneğin kalitesiz İsviçre çikolatası olabileceğini düşünemeyiz. Bu ülkeler rastlantı eseri değil, bilinçli kalite ve pazarlama stratejileriyle markalaşmışlardır. Kablosuz iletişimin ve yeni ekonominin önemli ülkelerinden İsveç, bu konumuna uzun vadeli ve bilinçli eğitim stratejisi sayesinde gelmiştir. Avrupa'nın en eğitimli toplumlarından bir olan İsveç'te internet kullanıcılarının oranı %70-80 düzeyindedir.

Acaba Türkiye denince akla ne geliyor? Birçok Avrupa ülkesinde ilk akla gelen politik sorunlar ve eroin ticareti. Eroin ticaretiyle anılmak istemediğimize göre yerine daha olumlu bir şeyler koymak zorundayız.

Düşünen ve gerçekten Türkiye'nin iyiliğini isteyen kafaların oturup ülkemizin SWOT (strengths, weaknesses, opportunities, threats) analizini yapmaları gerekiyor. Hangi sektörlerde ulusal markalar yaratabiliriz ve bu markaları yaratmak için gerekli yatırımlar nelerdir? Sonuçta sivrilen sektörler ne olursa olsun, eğitimde, üretimde, kalite kontrolünde ve pazarlamada internetin kullanılması, yatırım sürecini hızlandırarak yeni ekonominin hızına yetişmek yolunda büyük avantaj getirecektir.

D. Stratejileri kimler, nasıl uygulayabilir
Yukarıda belirttiğim gibi, yatırım gücü olan büyük firmaların çoğunun varoluş nedeni ve ticari motivasyonu tolumun hayat kalitesini arttırmak değildir. Ancak internet kullanımı yaygınlaşıp, gelir dağılımı biraz olsun dengelendiği ve bu firmaların hedef kitlesi genişlediği zaman, sundukları servislerin, toplumun ortalama hayat kalitesini yükseltme hedefiyle daha fazla örtüşmesi mümkün olabilir.

Devlet ise köhne yapısı ve eğitimli personel eksikliğiyle enerjik internet stratejileri belirleyip uygulamaktan uzak görünüyor. Üstelik devlet içinde bir sorun daha var: "Ne topluma ne kadar yararlıdır" yerine "ne kimlerin işine ne kadar gelir" mantığı ön plana çıkabiliyor. Bu mantık, kaynakların son derece verimsiz bir şekilde kullanılmasına yol açıyor.

Geriye kim kalıyor? Fikirleri ve idealleri olan, iyi eğitim almış, ayakları yere basan iş planları üreten ruhu genç girişimciler. Genç girişimcilerin önünü açmak gerekiyor; daha doğrusu genç girişimcilerin bir araya gelerek kendi önlerini açmaları gerekiyor.

Türkiye'de idealleri olan genç girişimcilerin ve KOBİ'lerin önünde iki önemli engel vardır. Birincisi, uygun koşullarda ve yeterli girişimci sermayesi bulmanın hemen hemen imkansız olması, ikincisi resmi işlemler için gerekli sabit masrafların yüksekliği; gerek mali yönden, gerekse kırtasiye yükü yönünden. Kaynakların en verimli şekilde kullanılması ancak adaletli bir rekabet ortamının yaratılmasıyla olur. Bunun içinde KOBİ'lerin önündeki zorlukların kaldırılması gerekir.

Özellikle küçük ve orta ölçekli firmaların çok başarılı olduğu Almanya ve İsviçre gibi oturmuş piyasalarda genç girişimciler her yönden desteklenir. Her yönüyle iyi tasarlanmış bir iş planı tasarlayan genç girişimciler için uygun şartlarda kredi veya risk sermayesi bulmak artık sadece teknik bir sorundur. Master yapmış olduğum ETH'da bana mezun olmadan birkaç ay önce bir girişimcinin el kitabını vermişlerdi. Bu kitapta herşey gayet net bir şekilde yazılmıştı. Firma nasıl kurulur, tipleri ve yasaları, iş planı nasıl yapılır, sermaye nasıl bulunur, sektör grupları için gerekli tipik yatırım ve marjlar vs.

E. Çekirdek Kampüs
Birçok firmanın ticari değerinin %50'den fazlasını, kuruma malolmuş bilgi birikimine borçlu olduğu çağımızda eğitim ve eğitimli insan daha da önem kazandı. Eğitim düzeyinin düşük olduğu ülkemizde çok yönlü düşünme yeteneğine sahip insanlar fazla yetişmiyor. Onlarca üniversite var ama bunların ancak birkaçı yeterli kalite düzeyinde. Onca zahmet ve yatırımla yetiştirilen genç beyinlerin bir kısmı, aradığı çalışma ve yaşama şartlarını bulamadığı için bir daha geri dönmemek üzere başka bir ülkeye göçüyor, bir kısmı da piyasanın boşluklarını iyi kullanarak zenginleşmiş ama profesyönelleşememiş firmalarda kapasitesinin çok altında işlerde patron kaprisleriyle köreltiliyor.

Ben, hayat kalitesine değer veren, fikir sahibi genç girişimcilerin bir araya gelip, kurumsal bir güç oluşturarak herkesin kendi amaçlarını gerçekleştirmesine hizmet edecek bir çekirdek kampüs kurmasını öneriyorum. Örneğin Ege Denizi kıyısında, doğaya zarar vermeyecek boş bir alanda, denize yakın bir konumda olabilir. Bu kampüsün en önemli özelliği, nitelikli gençlere çok para yerine, çok hayat kalitesi sunmak olacak. Temiz çevre, deniz, kolay ulaşım, spor ve kültürel etkinlik imkanları, yaratıcılığa açık, insana değer veren bir çalışma ortamı.

Kampüs, ekolojik yerleşimin bütün gerekleri düşünülerek kurulacak: Atık kontrolü, enerji tasarrufu, yeşil alanlar, parklar, bahçeler, spor sahaları, bisiklet yolları. Çevre kesinlikle kirletilmeyecek, civar köyler rahatsız edilmeyecek. Raylı ulaşım ve bisiklet yolları en baştan tasarlanarak kampüsün dar bir alanda sıkışıp kalması önlenecek. Zevksiz, çok katlı apartmanlara izin verilmeyecek. Bunların yanında kültürel etkinlikler, eğitim ve sağlık hizmetleri için gerekli altyapı kurulacak. Tabi ki birçok konuda mimarlara ve şehir tasarımcılarına danışmak gerekecektir.

Çekirdek kampüste firmaların ortaklaşa kullanacağı altyapılarla maliyetler düşürülebilir. Örneğin birçok firmaya hizmet edecek büyük bir depo ve paketleme ünitesi yapılabilir. Elektronik ticaretle uğraşan bütün firmalar toplu olarak bir veya iki kargo firmasıyla anlaşıp iyi bir indirim alabilir. Bütün kampüs için büyük bir jeneratör yaptırılabilir.

Kampüste bir de internet eğitim merkezi kurulabilir. Eğitim ekonomisi üzerine kurulu bu merkezde örneğin eğitim veren, belli sayıda kredi kazanır ve bu kredilerle yine eğitim alabilir. İstenilen standartlarda eğitim veremeyenler ise ancak parayla eğitim satın alabilirler.

Hayat kalitesine değer veren insanlarıyla başarılı bir çekirdek kampüs, her yönden diğer kampüslere, şehirlere ve projelere örnek olabilir.

F. Kaynaklar
Bu yazıyı hazırlarken yararlandığım kaynaklar:
1. Mercer Global Resource Center
http://www.wmmercer.com/global/english/resource/index4.html
2. Global Electronic Markets by Hazel Henderson
http://www.hazelhenderson.com/article.htm#"Global Electronic Markets:
3. President's Council on Sustainable Development, Appendix E
http://www.whitehouse.gov/PCSD/Publications/suscomm/suscoe.html
4. Worldwide Quality of Living Survey
http://www.expat.or.id/info/qualityofliving.html
5. Yahoo! Real Estate - City by Comparison
http://verticals.yahoo.com/cities/
6. Voluntary Simplicity
http://www.life.ca/subject/simplicity.html
7. Marketing Management, Philip Kotler
8. Arthur Andersen'in yeni ticaret hakkındaki bir raporu
©Tunç Ali Kütükçüoğlu, 6 Kasım 2000